Çift Bit
01.08.2011
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde pek çok kişi için sıradan bir gün gibi başlamıştı Şubat ayının ilk Pazartesi günü. Halbuki bir grup insan için hiç de öyle değildi. Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’nın bir hafta önceden Rektörlük tarafından yayınlanan talimatla boşaltılmış olan otoparkında kalabalık bir insan kitlesi bekliyordu. Şubat ayı için alışılmışın dışında, sıcak bir gündü. Bu sayede bekleyenlerin çoğu paltolarını binanın içinde bırakabilmiş ve resmi giysilerini göz önüne serebilmişlerdi. Dr. Eren, bina girişinin uzak ucunda beklerken kalabalığa göz gezdirdi. İlk bakışta uzun boyu, karizmatik duruşu ve siyah takım elbisesiyle ODTÜ Rektörü rahatlıkla seçilebiliyordu. Rektörün hemen yanı başında Rektör Yardımcısı, Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı, sadece sima olarak tanıdığı iyi giyimli bir kadın, bir fotoğrafçı ve bir kameraman vardı. Binanın girişinde bulunan iki küçük çiçekli bahçenin ortasından, bitişikteki Bilgisayar Mühendisliği binasına kadar çok sayıda ODTÜ öğretim görevlisi ve bunlara bağlı çalışan araştırma görevlileri ayakta beklerken, eşine az rastlanır sıcağın keyfini çıkarıyorlardı. Bunun yanı sıra kalabalığın arasında TÜBİTAK, TÜİK ve İstanbul üniversitelerinden gelen birkaç görevlinin bulunacağını da okumuştu gönderilen bilgilendirici elektronik postada, ancak bunların kim olduğunu seçemiyordu. Elindeki yarı dolu pet su şişesini ağzına götürdü ve sudan bir yudum alınca güneşin sunduğu yalancı sıcaklık hissinin güvenilirliği uçup gitti. Öyle uzun zamandır bekleniyordu ki bugün için. Dünyayı değiştireceği düşünülen garip olay dizisinin nasıl başladığını anımsamaya çalıştı...
Altı sene önce Avustralya’da bir yerel gazetenin arka sayfalarında yayınlanan bir haberle başlamıştı herşey. Kuzey bölgesinin başkenti Darwin’in 114 km güneyindeki bir kasabada, toprağın içine iki karış gömülmüş küçük bir buzdolabını andıran mat metalik renkli bir cihazın bulunması ile ilgiliydi haber. Henüz lisans eğitiminin başında olan gazeteci adayı, bunun bir Rus uçağından düştüğünü ve muhtemel bir teknoloji casusluğunun ipucu olduğunu iddia ediyordu. Bu uçuk fikirlerine destek olarak, cihazın toprağın içine gömülecek kadar yüksekten düşmesine rağmen zarar görmemiş olmasını kanıt olarak sunmuştu. Çok geçmeden dünyanın farklı yerlerinde buna benzer cihazların bulunduğu bilgisi haber bültenlerinde duyulur olmaya başladı. İlk tespitlere göre bir tanesi İsviçre’de, bir tanesi Kuzey Amerika’da olmak üzere üç adet oldukları belirlenen cihazlara dair komplo teorileri medyada saman alevi gibi yayılmaya başladı. Özellikle Çin’in, Avustralya’daki ilk cihazın keşfinden iki ay sonra, kendi topraklarında dördüncü bir örnek bulduklarını bildirmesi teknolojik casusluk teorilerini güçlendirir nitelikteydi. Kısa süre içinde kaşif devletler cihazların incelenmesi projelerini yüksek gizlilik seviyesi altında askerileştirdiler. Bu süreçte konu ile ilgili anormal bir bilgi kirliliği internet ve medyada gittikçe büyüyordu. Amerikan Savunma Bakanlığı’ndan olduğunu iddia eden birinin, haklı sebeplerle ismini gizleyerek, cihazın dünyada var olduğu bilinmeyen bir maddeden üretildiğinin tespit edilidiği bilgisini basına sızdırması gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu iddianın inandırıcılığının diğer çılgın teorilerdenüstün olmasının yegane sebebi ise cihazın röntgen taramaları ve geçtiği pek çok başka testlerin resmi sonuçlarını da diğer bilgiler ile birlikte açık etmiş olmasıydı. Takip eden bir sene içinde tek güvenilir bilgi kaynağı Çin tarafından verilen raporlardı. Bunlar cihazın dünya kökenli olmadığını kanıtlar nitelikteydi. Yine bu bir sene içinde, daha sonra aslen Güney Afrika’da bulunduğu açıklanacak olan bir cihaz, Kazakistan’da faaliyet gösteren özel bir uydu teknolojileri şirketinin Ar-Ge laboratuvarlarında ele geçirildi. Ayrıca biri Güney Amerika, diğeri Kanada’da olmak üzere iki cihazın daha gün ışığına çıkmasıyla birlikte dünya üzerinde bulunan dünya dışı aygıtların sayısı yediyi bulmuş oldu. Birinci senenin sonunda Amerika elinde bulunan üç cihaz üzerinde yapılan incelemelere dair, sadece halkı rahatlatmak amacıyla yazıldığı belli olan yüzeysel bir rapor yayınladı. Rapora göre yapılan tahribatsız muayenelerin cihazın işlevi ve orijininin anlaşılmasında yetersiz kaldığı belirtiliyordu. Herhangi bir şekilde açılma yöntemi olmadığı tespit edilen cihazlardan birinin içinin güvenli bir biçimde parçalanarak açılması sonucu gözlemlenen kritik bulgu, cihazın içinden çıkan bilye ve çemberleri andıran cisimlerin havayla temas eder etmez korozyona uğraması ve incelenemeyecek hal almasıydı. İkinci bir cihazın içinin kırılarak açılması için gereken izinlerin o aşamada verilmemesinin sebebinin cihazın açılmasıyla beraber ortamda ölçülen yüksek radyasyon değerleri olduğu açıklanmıştı. Tabii bu açıklamanın sadece bütünün görünen yüzü olduğunu anlamak için dahi olmak gerekmiyordu. Bu raporla beraber Amerika, Rusya ve Çin çeşitli gündem saptırma politikalarıyla çalışmaları gözden uzağa taşıma eğilimine geçti. Tam konu, dünyanın yıllar boyu beklediği olayın bu derece hayal kırıcı şekilde ilerliyor olması ve bilgi kirliliğinin yıprattığı toplumsal bellek sebebiyle ikinci plana düşmeye başlayacağı sırada Avrupa’dan beklenmedik bir açıklama geldi. Avrupa Birliği bir dizi halka açık ama ilgi çekmeyen toplantı sonucunda cihazı Avrupa’daki akademik ve araştırma kuruluşlarının erişimine sunmaya karar verdiğini açıkladı. İnceleme taleplerinin toplanması için bir sistem ve yapılacak testlerin niteliklerini belirten kapsamlı bir mevzuat oluşturulmasıyla beraber yüzlerce üniversite ve bağımsız araştırma grubu sıraya girdiler. ODTÜ de bunlardan biriydi. Ne var ki adaletsiz önceliklendirme politikaları sebebiyle 20 günlük kullanım sırası ancak 4.5 yıl sonra, Şubat 2011’de ODTÜ’ye gelecekti.
Dr. Eren bunları düşündüğü sırada gürültüyle yaklaşan bir tır görüş alanına girdi. Rektör ve Bilgi İşlem Daire Başkanı’nın yaptığı gereğinden uzun konuşmalardan sonra cihazın bulunduğu kutu tırın arkasından indirilerek Bilgi İşlem Merkezi’ne taşındı. Aylar öncesinden belirlenmiş olan takvime göre üniversite içindeki her bölümün incelemeleri gerçekleştireceği zaman planlanmıştı. Dr. Eren’in bağlı bulunduğu Enformatik Estitüsü içindeki Bilişim Sistemleri bölümünün sırası sonlardaydı. Eren’in orada olmasının sebebi cihazın teslimatı sırasında üzerinden geçilmesi gereken bir dolu evrakı onaylamakla sorumlu olan kurulda görevlendirilmiş olmasıydı.
Takip eden günlerde bölümler incelemelerine başladılar. Dr. Eren cihaz ile beraber teslim edilen, iki klasör dolusu, çeşitli akademik dergiler ve konferanslardan kabul almış ancak henüz yayınlanmamış makaleleri okumaya başlamıştı. Avrupa Cihazı akademinin erişimine sunulduğundan beri hakkında onlarca bilimsel alanda, belki binin üzerinde yayın yapılmıştı. Bu yayınların konusu cihazın kaynağı, niteliği ve işlevini aydınlatmaya yönelik çalışmalar, yöntem ve sonuçlara dair çabalardı. Araştırmacılardan kimileri birden fazla cihazı inceleme fırsatı bulabilmişler ve birtakım benzer ve farklı özelliklerini tespit edebilmişlerdi. Öncelikle, röntgen, ultrason türevi yöntemlerle iç yapısını anlamayı hedefleyen çalışmaların sonucu tüm cihazların iç sisteminin birbiriyle tıpatıp aynı olduğuydu. Cihazların çevresinde bir hesap makinasının yaydığından belirgin bir biçimde farklı olarak ölçümlenebilen bir elektromanyetik akım yoktu. Cihazlar ses çıkarmıyorlardı. Ortama ısı yaymıyorlar, ortamdan ısı almıyorlardı. Cihazların bir işlevi olduğuna dair tek kanıt, cihazın İsviçre’de gözlem altında iken rastgele mor ötesi ve kızıl ötesi ışın sekansı yayması olmuştu. Bu bulgu cihaz akademinin erişimine sunulduğunda açıklanmıştı. Işıma olayının rastgele olarak nitelendirilmesinin sebebi, bir etkiye karşı tepki olarak değil de, pasif statik gözlem altındayken gerçekleşmiş olması olarak rapor edilmişti. Daha sonraları bu durum iki sefer daha tekrar etmiş, cihaz toplamda bir dakikadan kısa bir süre ışıma yapmıştı. Işıma sırasında yayılan dalgaların niteliği incelenmiş, yapısal veri taşıdığı iddia edilmiş, kabul görmüş, ancak şifresi, ışımanın tespit edildiği günden beri hiçbir analiz tekniğiyle çözülememiş, bir diğer deyişle mesajın içeriğine ulaşılamamıştı.
Pek çok başka araştırmacı cihazın işlevi hakkında mantıklı görünmesine rağmen hiçbir ampirik çalışmaya veya gözleme dayanmayan fikirler öne sürmüşlerdi. Bir fizikçi, 7 cihaz bulunmasının ve bunların dünyanın farklı bölgelerine “gönderilmiş” olmasının sebebini, geometrik uzayda sekizinci bir noktayı eşsiz olarak işaretlemek ve bir Hesse İlintili Noktalar Kümesi oluşturmak olarak açıklamaya çalışmıştı. Diğer iddialar arasında, jeologların hararetle savunduğu, yerkürenin çekirdeğinin soğurken ortaya çıkardığı ısının, dönme hareketinin sonucu olarak oluşturduğu manyetik alanın ve bunun sismolojik etkilerinin geriye döndürülerek dengenin sağlanmasının amaçlanması vardı. Dahası birkaç bilim insanı uzaydaki dostlarımızın küresel ısınmadan etkilenen biyolojik çeşitliliğin korunması için bir önlem olarak bu cihazları gönderdiklerini düşündüklerini beyan etmişlerdi. Bilim insanları, tarihte görülen en büyük bilmeceyi çözmek için deneyselliğe dayansın dayanmasın, uçuk tezlerini ileri sürüyorlardı.
Dr. Eren için şubatın ilk yarısı yoğun biçimde okuma ve çeşitli bölümlerden gelen araştırmacıların yaptıkları deney ve gözlemlere refakat etmekle geçti. Eren’in üniversite akademik kurulu tarafından atanan görevlerinden biri de mevzuata uygun olarak cihazın yanında verilen mor ötesi ve kızıl ötesi tarayıcıların kesintisiz olarak ölçüm ve kayıt yaptığıdan emin olmaktı. Bir akşam herkesin Bilgi İşlem Merkezi’ndeki laboratuvarı boş bırakmasından faydalanarak, Enformatik Enstitüsü, Sanal Gerçeklik Laboratuvarı’nda bulunan dalga yayıcı lambalar ve kontrol ekipmanından oluşan sistemi buraya taşıdı. Sistemi, girilen karakter diziyi, ikilik sistemde belirli frekanslardaışımalara çevirecek şekilde programlaması birkaç saatini aldı. Gecenin ileri saatlerinde ufak çapta bir deney için hazırdı. Cihaz ile bu tür bir etkileşim mevzuat ile kesinlikle yasaklanmış olduğundan ölçüm yapan diyotları izole etti. Programın arayüzünde bulunan kutucuğa basitçe “merhaba” yazdı, ve sekansı çalıştırdı. Hiçbir şey olmadı. Gecenin geri kalanında düzeneği eski haline getirmek ve ödünç aldığı ekipmanı farkedilmeden yerine bırakmakla uğraştı. Yorgundu. Ofisinde biraz dinlenmek için uzandığında rüyasız derin bir uykunun içinde buldu kendini.
Dr. Eren ertesi gün kapının hiddetle çalınmasıyla uyandı. Başında korkunç bir ağrı vardı. Kapıya doğru seyirtti ve kapıyı açtı. Danışmanı olduğu öğrencilerden biri heyecan içinde kendisine birşeyler anlatmaya çalışıyordu. Öğrencinin söylediğine göre cihaz sabah saatlerinde ışıma yapmıştı. Bilgi İşlem Merkezi’ne vardığında kalabalığın arasından sızarak istemci bilgisayarın önüne geldi. Sinyal sekansının içeriği değişen kızılötesi ve morötesi dizi olarak ekranda gösteriliyordu. Diziyi bir çırpıda not defterine kaydetti ve kalabalıktan uzağa giderek çalışmaya başladı. Dizi, bir gece önce ikili sistemde kodladığı teknik ile çözüldüğünde anlam ifade etmiyordu. Bu sefer ikilik sistemde tüm bitlerin tersini alıp tekrar denedi ve ortaya çıkan sonucu görünce beyninden vurulmuşa döndü. Dizinin içerdiği mesaj “merhaba” idi. İlk aklına gelen diyotları kapatmayı unuttuğu için kendi yansıttığı ışınların düzenek tarafından tespit edilmiş olmasıydı. Pekala bu akademik kariyerinin erken gelen sonunun habercisi olabilirdi. Biraz daha sakinleştiğinde ölçümlerin zamanının, kendi deneyi ile tutmadığını farkederek biraz rahatladı. Yine de bu konu hakkında ayrıntılı bir soruşturma yapılacaktı ve neden uzaydan geldiği düşünülen bir cihazdan Türkçe bir selamlama sözcüğü yayınlandığı araştırıldığında ipuçları kendisini işaret edecekti. Düşünmesi gerekliydi. Ofisine geri döndü. Bilgisayarının karşısına oturdu ve boş boş ekrana bakarken bir elektronik postası olduğunu farketti. Başlık “merhaba” idi. Göndericiyi tanımıyordu. Tedirgin bir biçimde elektronik postayı açtı. Elektronik posta Türkçe yazılmıştı ve içeriği kuantum dolaşıklığını anlatıyordu.
Kuantum Dolaşıklığı, Parçacık fiziğinde teorik olarak açıklanmış ve dahası, deneysel olarak gözlemlenmiş bir fenomendi. Buna göre fiziksel etkileşim ile çiftlenmiş olan parçacıklar birbirlerinden ayrıldıklarında tamamlayıcı özelliklerde bir paylaşımlı durum içine girmekteydiler. Öyle ki, parçacıklardan herhangi birinin bir özelliği ölçüldüğünde, diğerinin, çok uzakta da olsa bu özelliğin tamamlayıcı değerine sahip olduğu görülürdü. Yani iki parçacık zıt yönlere doğru fırlatıldıktan bir süre sonra parçacıklardan birinin saat yönünde döndüğü belirleniyorsa, diğerinin de saatin ters yönünde döndüğü deney ortamında gözlemlenebilirdi. Kuantum Bilişim Kuramı’na göre, dolaşıklık yardımlı teleportasyon teknikleri kuantum bitler, yani kubitler üzerinde uygulandığında, klasik veri iletiminde ışık hızı sınır olmaktan çıkmaktaydı. Basitleştirmek gerekirse, bu teknik ile bitler ile taşınan veri, anında, gecikme veya kayıp olmadan, teorik olarak uzaklıktan bağımsız bir biçimde, bir noktadan diğerine taşınabilirdi. Elektronik postayı ilgi ve merakla okumayı bitirdiğinde ekte başka bir belge olduğunu farketti.
Mesajın ilişiğindeki dokümanda araştırma sonucu yazılmış ve tarayıcıdan geçirilmiş notlar vardı. Notlar belli ki Dr. Eren’in el yazısı ile yazılmıştı ancak bunların çoğunu yazdığını hatırlamıyordu. Burada uzaydan gelen cihaz üzerinde yapılan incelemeler sonunda, mesajda bahsi geçen kubitlerin etkin kullanımı ile cihazların birbirleri ile iletişebildiklerinin tespit edildiğinden bahsediliyordu. Notlardaki hatırladığı kısım ise Eren’in tezi ile ilgiliydi. Dr. Eren’in sekiz yıl önce yayımladığı doktora tezinin konusu farklı model ve hatta farklı cinsteki ağ bileşenlerinin birbirleri ile haberleşmelerini sağlamak amaçlı ortak dil teşkil edecek bir protokol geliştirmekti. Tezinde geliştirdiği yöntem ile farklı marka ve model modem, köprü ve yöneltici cihazları birbirleri ile haberleştirmeyi başarmış ve bu çalışmasını doktora sonrası araştırması sırasında kablosuz ağ bileşenlerini de içerecek şekilde genişletmiş ve sonuçları saygın dergilerde yayımlatma fırsatı yakalamıştı. Notlarda tezi için tasarladığı ortak dilin bir protokol biçiminde genelleştirilmiş sözde kodlarını okudu. Araştırma notlarının sonuna bu cihazların dünyada bulunan bilgisayar ağına bağlanmasının teorik olarak mümkün olduğu ve bunun yapılmasının gerekliliklerini savunan bazı yorumlar da eklenmişti.
Mesaj içeriğini tekrar tekrar okuduktan sonra çılgın fikirler kafasında oluşmaya başlamıştı. Pekala bu mesajda yazanlar doğru ise, verilerin ışık hızından daha hızlı bir biçimde mekanda iletilmesi başarılmış ise, teorik olarak bu veriler zamanda da iletilebilirdiler. Bu çok uçuk da olsa kendi el yazısı ile yazılmış olan notları açıklıyordu. Mesajın sonunda şüphe götürmeyecek şekilde kendi kendine talimatlar vermişti. Verinin iki nokta arasında çift taraflı iletilebilmesi için bir protokol oluşturulmalı ve onay mesajı gönderilmeliydi. İki farklı zaman arasında veri akışı için de aynı kurallar geçerli olmalıydı. Yapması gerekeni biliyordu. Sonraki hafta içinde protokolü nasıl güncelleyeceğini ve cihaz üzerinde nasıl uygulayacağını detaylı olarak kurguladı. Planı, uzaylı yöneltici cihazını ODTÜ’nün genişbant omurgası üzerinden dünya internetine bağlamaktı. 2011 Mart ayı içinde bazı önemli kurumlardan dışarı yoğun şekilde veri akışı raporlandı. Çeşitli kamu kuruluşları veritabanlarına izinsiz girişler tespit ettiklerini bildirdiler. Sızıntıyı gerçekleştirenler belirlenemese de verinin izi ODTÜ Bilgi İşlem sunucularına kadar sürülebildi. Takip eden ay boyunca tarihin en büyük bilgi hırsızlığı Türk ve dünya gündemini oyaladı. Dr. Eren’in Amerikan haber alma örgütleri ile bağlantısı olduğuna dair iddialar ortaya atıldı. Eren’in ifadesinde kullandığı teknik geçerliliği yüksek olan öykü bir dizi bilim insanını etkilemekten daha öteye gidemedi.